Pelin Batu ile söyleşi

By editor

Posted in | Tags : , ,

Pelin Batu ile söyleşi

2006 yılında gazeteci dostumuz Coşkun Çokyiğit’in Pelin Batu ile söyleşisini yıllar sonra tekrar sizinle paylaşmayı istedik.

Pelin Batu ile Üsküdar’da ailesiyle beraber yaşadıkları evlerinde buluşmak için sözleştik. Şakır şakın yağmur altında yoldan satın aldığım iğreti bir şemsiyenin altına sığınmış, Üsküdar Kaymakamlığı ile karşı bloktaki fırının arasında, Pelin’in tarif ettiği adresi bulmak için yürüyorum. Arabamı sattığım için bu kadar memnunun olduğum bir başka günü hatırlamıyorum. Ne kadar özlemişim İstanbul’un hâlâ daha İstanbul kalabilmiş bir mahallesinde yağmur altında yürümeyi… (Bunu bir kere de Kocamustafapaşa’da bir haziran sabahı ezan okunduktan hemen sonra ara sokaklarda yürürken hissetmiştim.)

Bir yandan güzelliği içime nefes nefes çekerken bir yandan da lânetler yağdırıyorum İstanbul’un tarihine ve tabiatına tasallut edenlere…

Eski minyatürler, oryantalist ressamlar ve modernleşme dönemi Osmanlı ressamlarının yaptığı tablolardaki o âsude “Dersaadet” görüntülerini hatırlıyorum.

“Tanrım! Dedelerinin nakış nakış işlediği iki büyük imparatorluğa başşehirlik yapmış bu muhteşem şehri yüz yıldan kısa bir sürede nasıl bu hale getirdiler?”

***

Pelinlerin evinde annesi, Pelin ve Midas tarafından karşılandım… Midas’ı görür görmez birazdan başıma gelecekleri düşünerek içim titredi. Koltuklarımıza yerleştik. Ancak…

Midas’ın kocaman kulaklarını sallayarak üstüme doğru gelmesi beni dehşete düşürdü. Çünkü her ne kadar bir zamanlar kedi ve köpeklerle inanılmaz bir dostluk ve sevgi bağım var idiyse de artık bu tür yaratıklar bende alerjik reaksiyonlar yaratıyordu!

Midas neşeli neşeli havlayarak üstüme yürürken ben iğne olacak bir çocuğun korkusu ile koltuğu büzüldüm. Elindeki kocaman enjektörüyle hain hain bana bakıyormuş gibi görünen Pelin’den imdat istedim.

Nihayet Midas bertaraf edildi…

***

Geniş pencereden görünen muhteşem İstanbul manzarası ilk sorunun kaynağı olmalıydı. İstanbul manzarası dediğim, Sarayburnu… Bir yanda tüm zarafetiyle Sultanahmet, bir yandan çeşitli dönemlerde etrafına yapılan minarelerle çökmekten kurtarılan ve bugün ikinci Fatih’in bekleyen Ayasofya, biraz beride yüzyıllarca dünyanın yönetildiği Topkapı Sarayı, ve sağa doğru hayranlık uyandıran İstanbul sulieti… Böyle bir atmosferde konuşmaya başladık:

 

COŞKUN ÇOKYİĞİT: Pelin bu manzara karşısında insan her an uyanık kalır. Gecesi başka, gündüzü başka güzeldir bu manzaranın..

PELİN BATU: (Gülümseyerek) Haşmetlü, izzetlü ve letafetlü, azametlü bir manzara evet. Dünyanın en mükemmel manzarası..

Elbette her şehrin bir başka güzelliği var. Ben de ilk New York’a gittiğimde 2 sene hiç hazzetmedim. Her şey var kültür ve sosyal yaşam anlamında. İstanbul gibi uyumayan bir şehir orası da. Ama Şehir yapısı olarak bakarsanız. Beni çok heyecanlandıran bir kent değil. O anlamda İstanbul ile asla kıyaslayamazsınız. Çok planlı. Ama İstanbul’u asla böyle planlayamazısınız.

COŞKUN ÇOKYİĞİT: Ya peki ne yapılabilir İstanbul için bugün?

PELİN BATU: Elbette ki, basit ve günübirlik bir takım makyajlarla İstanbul daha yaşanır, daha temiz, tarih ve kültür birikiminin ön palana çıktığı bir şehre dönüştürülemez. Derin çözümler lazım.

COŞKUN ÇOKYİĞİT: İstanbul’da yaşamaktan keyif alıyor musun?

PELİN BATU: Tarih açısında Roma dışında başka hiçbir şehirle mukayese edilemeyecek kadar zengin. Mesela ben Londra’da da bulundum. Ama burada 2000 yıllık bir birikim var. Londra’da mesela Oxford Street’ten yürüyünce her şey çok temiz, çok güzel, etkileyici ama biliyorsunuz ki, 2. Dünya Savaşı’nda paramparça olmuş ve yeniden yapılmış. Artık o tarihi değil. Tarihin bir illüzyonu. Bilmezseniz çok etkileniyorsunuz. Ama bunu bilince iş değişiyor. Büyü bozuluyor!

***

COŞKUN ÇOKYİĞİT: Neden sinema?

PELİN BATU: Çünkü 5 yaşında konservatuara gitmeye başladım. Yani çocukluğumdan beri sahneyle ilgili bir iş yapacağım belliydi. Çünkü şarkı söylerdim, oyun oynardım.. Annemin tiyatrocu arkadaşları vardı ve ben onlara oyunlar yazardım. Önlerinde oynardım onlardan tepki beklerdim. Yani hep ilgi duydum sanata. Sinema da bunun doğal bir sonucu.

COŞKUN ÇOKYİĞİT: Hangi filmini beğeniyorsun?

PELİN BATU: Cevap vermesi gerçekten de çok zor bir soru. Mesela insanlar daha çok Komser Şekspir’i biliyorlar. Orada mesela komedi ve trajedinin dengelenişi çok iyi. Bu bakımdan hoşuma gidiyor.

Yavuz Özkan’ın filmi Hayal Kurma Oyunlar çok güze resimlere sahip hatta filmde kaybolabiliyorsunuz güz yaprakları, sarı ve turuncu renkler arasında…

Yani her filmden başka bir şey öğreniyorsunuz. En kötü filmden bile –şimdi isim vermeyeceğim- en kötü tecrübelerden bile bir şey öğrenmeyi öğrendim. Çünkü bazen kendimi çok iyi tanıyorum, yani kendimin farkındayım. Çok pesimist olmaya yatkın olduğumu biliyorum. Bazen bir projede çalışırken veya bittikten sonra çok eleştirel olabiliyorum. Hakikaten tanıdığım çok eleştiren insanlardan biriyim. Öyle bakınca oynadığım filmlerde çok sorun buluyorum. Bu bir ukalalık da değil. Teknik anlamda, oyunculuk anlamında, senaryo anlamında pek çok sorunlar var.. Kendimle ilgili sorunlarım var… Hiçbir film için “Ohhh çok iyi olmuş, mükemmel olmuş!” diyemiyorum. Ama bunu çoğu film için diyemiyorum.

COŞKUN ÇOKYİĞİT: Sence iyi film hangisidir?

PELİN BATU: İyi film sinemaya girip izlemeye başladığında içinde kaybolduğun filmdir. Filmi didik didik etmeyi unutuyorsanız iyi filmdir. Bir rüyaya, bir masala ortak oldup üçüncü şahıs olmaktan çıktığınızda iyi filmdir.

COŞKUN ÇOKYİĞİT: Peki sinemada oyuncu olarak yapmak istediğin şey nedir? Oyuncu mu kalmak niyetindesin, başka şeyler de yapmayı düşünüyor musun?

PELİN BATU: Oyunculuk çok keyifli bir meslek ve bunu sürdürmeyi düşünüyorum. Ben yazı yazmayı da çok seviyorum. Gerçekten de çok keyifli. Oyunculuğun oyun kökenini unutmamak gerekiyor. Çünkü gerçekten bazen düşünüyorum. Bir setin ortasındasınız. Sabaha karşı, elli kişiyle birlikte… Koskocaman insanlar olmayan bir şeyi canlandırmaya çalışıyorlar. Ona oyun gibi bakmazsanız son derece can sıkıcı ve bezdirici olabilir. Tıpkı çocuklarınki gibi.

Evcilik oynarken mesela ben sana bir fincan çay koyayım der çocuk! Orada çay yoktur ama çay varmış ve içmeliymişsiniz gibi davranırlar… Oyunculuk da böyle. İyi teklifler geldiği sürece ben de sürdürmeyi düşünüyorum.

COŞKUN ÇOKYİĞİT: Oyunculuktan başka neler yapmayı düşünüyorsunuz?

PELİN BATU: Yazı yazma çok keyifli bir şey. Senaryo yazmak nasıl bir şey olurdu bilemiyorum. Çünkü kafamda pek çok hikaye yüzüp duruyor. Bir noktadan sonra onları yazacağım elbette.

Çünkü şikayet etmek çok kolay, “İyi senaryo gelmiyor, iyi film çekilmiyor” diye. Ayrıca bir şey yok demek de çok kolay. Yoksa –ki son birkaç yıl içinde yeni bir şey daha öğrendim. Daha hayata karşı savaşçı olmalı insanlar- yoksa sen yapacaksın! Zorlanırsın belki, belki çok canın sıkılır ama bir şekilde ayakta durup kendin yapmak zorundasın!

 

COŞKUN ÇOKYİĞİT: En son filminden bahsedelim. Dün Gece Bir Rüya Gördüm’ün bazı sahneleri inanılmaz bir biçimde kötüydü. İlkokul müsameresini andırıyordu. Bazı sahneleri ise yetkin bir sinema diliyle çekilmişti.

Bir filmin her şeyi yönetmendir bunu kabul ediyorum ama… Ben bir oyuncunun senaryo okuma ve film çekimi aşamalarında kötü olabilecek, düşük ve sıradan sahneleri fark edebileceğine inanıyorum. Peki buna itiraz etme hakları yok mu?

PELİN BATU: Size yüzde yüz katılıyorum. Bir filmin her şeyi yönetmendir. Kötü ve istenmeye bir durumda her zaman yönetmeni suçlamak kolaya kaçmak olsa da gerçekten de bize bir senaryo geliyor evet. Ama film öyle bir şey ki, okurken veya film çekimi esnasında bazı şeyleri göremiyorsunuz. Bu da iyi oyuncu veya kötü oyuncu anlamında değil; en tecrübeli oyuncu bile fark etmeyebilir. Çünkü siz o anda sadece kendi rolünüzü düşünüyorsunuz. Bütünün içine bazı şeyleri koysanız bile onu tahayyül edemeyebilirsiniz. Bazı şeyler sonradan eklenebiliyor.

COŞKUN ÇOKYİĞİT: Son filminizle ilgili bu tür bir tartışma hatırlıyorum.

PELİN BATU: Evet filme senaryoda olmayan bazı sahneler eklendi. Final ile ilgili birkaç şey eklendi.. Daha önce de söyledim, ama Emre de ben de finali son derece zayıf bulduk. Alternatifler olması güzeldi, çünkü insanların hayal gücünü devreye sokuyor. Ama bu farklı bir şekilde yapılabilirdi. Bazı sahnelerin çekiliş tarzının o sahnelerin etki gücünü zayıflattığını düşünüyorum.

COŞKUN ÇOKYİĞİT: İşte bu anda o itiraz edebilme meselesi gündeme geliyor.

PELİN BATU: Sadece bu filmde değil, bu tür itirazlarım hep oldu ama yönetmen o anda size ya katılıyor veya katılmıyor. Çünkü onun kafasında bir vizyon var ve çok da karışmamanız gerekiyor. Sonuç itibariyle bu film yönetmenin filmi, yönetmenin rüyası, yönetmenin kurmaca dünyası. Siz oraya sadece eklenmiş bir oyuncusunuz…

COŞKUN ÇOKYİĞİT: Sorun nasıl çözülebilir sizce?

Pelin Batu: Montajla! Çünkü montaj öyle garip bir şey ki, mükemmel çekimler darmadağınık olabilir. Veya fevkalade iyi yapıldığında ortalama bir çekim süreci çok iyi görünebilir. Montaj çok önemli. Burada bir parantez açmak istiyorum. Amerikan sinemasındaki montaj mekanizması çok iyi işliyor. Orada yönetmenler montaj yapmıyor. Montajı editör denilen kişiler yapıyor. Ve bu işi çok profesyonel yapıyorlar. Hattı en kötü materyeli bile çok iyi değerlendirebiliyorlar. Çünkü yönetmenler duygusal davranıyorlar. Pek çok yönetmen de filmini pek iyi bir şekilde edite edebilir ama genel anlamda özellikle ilk filmini yapmış bir insan ben bunu ne zorluklarla çektim, nasıl atabilirim diyor.

Kesip atabilmek profesyonelliktir. Bu bakımdan Amerikan sinemasının tutumunu doğru buluyorum. Filmi kesebilmeniz lazım. Filme film olarak bakmanız lazım, çocuğunuz olarak değil. Üstelik ortak yapılan bir iş ve pek çok insanın burada emeği var.

COŞKUN ÇOKYİĞİT: Peki biraz da estetik sorunlardan söz edelim. Sinema yedinci sanat olarak tarif edilir. Ama bizim sinemamızda mesela resim sanatından faydalanma oranı Batı sinemasına göre yok mesabesinde. Ne düşünüyorsunuz?

Pelin Batu: Türkiye’de biliyorsunuz, “Biz Rönesans’ı yaşamadık, çünkü Müslüman toplumuz, İslamiyet’te böyle bir şey yoktur, dolayısıyla böyle bir şey beklenemez.” diye kolaya kaçma, bahane bulma durumu var ve bu da bana hiç ikna edici gelmiyor.

Bence tembel bir toplumuz ve bu her yerimize yansıyor. Sinema dünyanın en zor işlerinden biri. Çünkü bu sanatta resim bilgisi gerekiyor, fotoğraf bilgisi gerekiyor, sanat tarihi gerekiyor.. Müzik, edebiyat gerekiyor. Dünyanın en yalın en basit hikayesini bile çekseniz bir filmde bu bilgilere sahip olmadan iyi bir sanat eseri çıkartmanız mümkün değil. Sonuçta bilmeniz gerekiyor…

COŞKUN ÇOKYİĞİT: Resim sanatı ile aranız nasıl?

Pelin Batu: Resim yapıyorum. Resim yapmayı çok severim. Çünkü doğduğumdan beri resim sanatıyla iç içeyim. Annem ressamdır. Resim yaparken hep annemin seyrettim ve ben de yapmaya başladım.

COŞKUN ÇOKYİĞİT: Şiirde ve oyunculukta yapmak istedikleriniz benzer mi ayrı ayrı şeyler mi?

 

Pelin Batu: Şiirde ben Tanrıyım. Sinemada ise siz bir başkasının rüyasına dahil oluyorsunuz.

COŞKUN ÇOKYİĞİT: Zaten sinema “başkalarının hayatını anlatır” biliyorsunuz.

Pelin Batu: Ben mümkün olduğu kadar soyut şiir yazmaya çalışıyorum. Her yazı otobiyografiktir. Yazarken başkasının hayatını değil kendi hayatınızdan yola çıkıyorsunuz.

—————————————————-

Pelin Batu Filmleri

Dün Gece Bir Rüya Gördüm (2005)

Hayal Kurma Oyunları 2003

O Şimdi Asker (2002)

Komser Şekspir (2000)

Harem Suare (1999)

 

ŞİİRLERİNDEN

 

TADIMLIK

Dedem Selahattin Batu’ya

Glassbodies

 

I

A cavalcade

of warm glass

that coats me

when I’m with you not thinking of winter

when I will dry

and break.

 

II

I need not be reminded that,

a good piece of thread

has many tales to tell,

only now,

I can solely lie in open fields

& I will cast away all seeds

 

III

Glassberries

that in my mouth will froth

to a bubble with enormous holes in it,

but you can take my every word –

I will only lie to you if I love you.

Otherwise, I’m not scared.

 

CAMDAN BEDENLER

 

I

Sımsıcak camdan

bir geçit töreni

kaplar beni

seninleyken, düşünmezken gelen kışı

kuruyup

kırıldığım.

 

II

Gerek yok hatırlatmaya,

şu güzelim iplik parçasının

anlatacak öyküleri olduğunu.

Yalnızca şimdi,

uzanabilirim tarlalara tek başıma

ve saçarım tohumların tümünü.

 

III

Camdutları

köpürüyor ağzımda

bir kabarcığa ki dipsiz kuyularla dolu,

İnan bana –

ancak âşıksam sana, yalan söylerim.

Başka korkum yok benim.

Share this story

btt