ana sayfa » ÜNLÜ RESSAMLAR LİSTESİ » Soyadı G » Paul Gauguin » Tahiti’de Bir Post Empresyonist Paul Gauguin

Tahiti’de Bir Post Empresyonist Paul Gauguin

Paul Gauguin Sahilde Tahitili Kadınlar

Tahiti dendiğinde benim aklıma, 100’lerle ifade edilen egzotik adalar, bembeyaz kumsallar, mavi yeşil pırıl pırıl bir deniz, mis kokulu Tahiti gardenyaları, istemesem de bazen Kaptan Cook, sazdan etekleri ile Tahiti’nin yerli güzel kızları bir de bu güzel kızları resmeden meşhur Fransız ressam Paul Gauguin gelir.

Gauguin’in çalkantılı hayatından kısaca bahsettikten sonra tekrar Tahiti’ye döneceğiz.

1848’de Paris’te doğan Gauguin, altı yaşına kadar Peru’da yaşar ve sonra Paris’te bir yatılı okula gönderilir. 16 yaşında deniz ticaret filosuna girer, daha sonra da 1871’de Paris’te iyi bir borsa şirketinde çalışmaya başlar ve iyi de para kazanır. Bu dönem onun hayatında tek iyi para kazanabildiği dönemdir.

Bu arada resim de yapar. 1876’da Paris Salon Sergisi’ne bir resmi kabul edilir ama hiç taktir görmez. 1882’de Paris Borsası çöküp, sanat piyasası da iyice kötü duruma düşünce işinden ayrılıp tüm zamanını resme verir. 

Yıl 1883’tür, ailesini geçindirecek parayı kazanamadığı için eşi, beş çocuğunu da alıp evi terk eder.

Bu dönemde Camille Pissarro  ile arkadaş olur. Pissarro ve Paul Cézanne ile birlikte resim çalışmalarını sürdürür. Bir müddet sonra empresyonist tarzından önemli ölçüde sapma göstererek naif illüstratif bir tarz benimser. Afrika ve Asya sanatı ona daha mistik gelmeye başlar. Bu dönemde resimlerinde perspektife dikkat etmediği görülür. Bu da onu Sentetizme doğru yönlendirir. 

1887’de bir dönem Panama ve Martinik’te yaşar. Artık şehir hayatından, Paris’ten ve Parisli sanatçılardan bıkmıştır ve kendine doğal egzotik köşeler aramaktadır. Yerliler, yerli kabileleri, yaşam tarzları, sembolleri, inanışları onun çok ilgisini çeker.

Bu arada 1888’de iki ay boyunca Arles’te Van Gogh’un yanında çalışır fakat geçinemeyip ayrılır.

Tahiti’ye Gidiş

Tahiti’ye gidişi ise 1 Nisan 1891’dir. İlk üç ayını koloninin başkenti Papeete’de geçirir. Ama aradığı doğallığı bulamaz. Daha sonra şehre 45 kilometre uzaklıktaki Mataiea’dan bambudan  ilkel tarzda yapılmış bir ev alır. Burada çok mutlu olur ve en güzel resimlerini burada yapar. 

Arioi halkı ve Savaş Tanrı’ları  Oro çok ilgisini çeker. 

Tabii bu arada belirtmek gerekir ki Tahitili kızlar da ilgi alanındadır. Buralarda aralıklı olarak 10 yılını geçirir, bir Tahitili yerli kızla evlenir, öldükten sonra değeri anlaşılacak olan inanılmaz güzel eserler verir. 

Fakat sağlık problemleri nedeniyle 1893’te Paris’e dönmek zorunda kalır. 

Paris’te Javalı Annah ile tanışır ve bir süre onunla birlikte yaşar.

1895’te yeniden Tahiti’ye gitme kararı alır.

İkinci gidişinde Tahitili eşi Teha’amana artık onu kabul etmez ve bir yerli ile evlenir. 

Bu arada Gauguin sadakatten bahseder ama kendi sadakatsizliğini göz ardı eder. Çünkü onun için evlilik hele de bir yerli ile evlilik geçici bir anlaşmadan başka bir şey değildir.

1800’lerin sonunda yerli bir kabilede yetişen ve kendinden 30 yaş küçük bir kadın ( vahine ) olan Teha’nın sergilemiş olduğu bu davranış çok taktire şayandır. Neyse ki kadın Tahiti geleneklerine göre eve dönmekte özgürdür.

Paul Gauguin Nereden Geliyoruz ? Kimiz ?

1897’de 16 yaşındaki kızı Alien’i kaybeder ve çok büyük bir depresyon içine girer. Bu dönemde (1898) ” Nereden Geliyoruz? Biz Neyiz? Nereye Gidiyoruz?” adlı tablosunu yapar. Bu tablo onun sanki vasiyeti gibidir. Bu sırada içinde bulunduğu yoğun psikolojik huzursuzluk nedeniyle intihar etmek için yüksek dozda arsenik içer ama kurtulur. 

1901’de tekrar Markizler’de Hiva Oa Adası’na yerleşir. Burada maalesef ki yine 14 yaşında bir yerli kız ile evlenir.

1902’de Tahiti anılarını anlattığı “Noa Noa” isimli bir kitap yazar.

1903’te 54 yaşında Hiva Oa’da, sanat dünyasına nasıl kıymetli bir miras bıraktığının farkında olamadan sifilisten hayata veda eder.

Neden Tahiti?

Evet, Tahitili kadın tabloları ile ünlenen Gauguin, Paris gibi bir şehirden sonra acaba ne için böyle bir yerde yaşamak istemiştir ?

Öncelikle şehir hayatından ve kendisini aralarına kabul etmek istemeten Parisli sanatçılardan çok bezmiş ayrıca maddi sıkıntıları da onun büyük şehirde yaşamasını oldukça zorlaştırmıştır. Adada daha basit yaşayabileceğini, ucuz taze balık ve meyve yiyebileceğini düşünmüş ve Tahiti ona bu konuda cennet gibi gelmiştir.

1891-93 yılları arası Tahiti ‘de yaşadığı bu ilk dönem boyunca Tahitili genç kızlardan da oldukça fazla sevgilileri olmuştur.

Fakat bu genç kızlardan Teha’amana,  Gauguin’in hayatında ayrı bir yere sahipti, onun ilham perisiydi.

Ama şöyle de bir acı gerçek vardı ki ressam 43 yaşındayken Teha’amana maalesef daha 13 yaşındaydı. 

Paris’te yaşamış, entellektüel bir insanın böyle bir seçim yapması inanılır gibi değildi. Daha çocuk yaşta birini kendine eş seçerek evlenmesi.

Teha’amana

Gauguin, Noa Noa isimli kitabında bu yerli kızla tanışmasını, ilişkilerini etraflıca anlatmaktadır. Gauguin’in yaşam öyküsü kimilerine göre büyüleyici gelebilir ama bana göre bir o kadar da beklenmedik.

Teha’amana Gauguin’in bir çok resmine de model olmuştur. 1893’te yaptığı Teha’amana’nın Ataları isimli çalışmada, Teha’nın yerli kıyafetiyle değil de Avrupalı bir kıyafetle resmedilmesi ilginçtir. Çünkü yaptığı resimlerin büyük çoğunluğunda yerli kızlar kırmızı, turuncu, sarı gibi çok canlı renkler eşliğinde yerel kıyafetleri ile betimlenirken, bu resimdeki kıyafet çizgili lacivert-beyaz renkleri, yine beyaz dantel yakası ile hem Avrupalı hem de biraz aristokrat hava taşıyordu. 

 ” Bir Fransız’ın eşi olmak ve onun hakimiyeti altına girmenin üstü kapalı bir yansıması mıydı ? ” acaba  diye de düşünmeden edemiyorum. 

Bu arada tüm resimlerindeki kızların kulaklarının arkasında mis kokulu Tahiti gardenyaları var. Bu çiçekler genç kızların evlenmeye hazır olduklarının mesajını veriyor.

Tahta oymacılığında da çok güzel eserler bırakmış olan Gauguin’in bugün Dorsay Müzesi’nde sergilenen maske şeklinde oyulmuş kadın figürü Teha’amana’ya aittir. 

Havva ‘ya gönderme yapılarak, Teha ile cenneti bulduğu şeklinde yorumlanmaktadır. Yine burada sadakat, kıskançlık ve baştan çıkarıcılık kavramlarının da işlendiği düşünülebilir. Zaten bunlardan kitabı Noa Noa’da da uzun uzun bahsetmektedir.

Egzotizm

Fransız sömürgeciliğinin tüm dünyayı sardığı 1800’lü yıllarda, imkanı olan Fransızların bu sömürge ülkelerine, özellikle de egzotik bölgelere gidip buralarda değişik hayatlar yaşama çabalarına sıklıkla tanık olduk. 

Tahiti de buralardan biriydi ve bu maceraperest erkeklerin maalesef ki hep yerli kadınlarla ilişkileri oldu. 

Bir başka tanıdık isim ise, İstanbul’da da bir dönem yaşamış, aslen Fransız Donanmasında üst rütbelere yükselmiş bir kaptan olan, Fransız yazar Pierre Loti ( 1850-1923) idi. Pierre Loti iyi bir gözlemci ve gezgindi aynı zamanda. Günümüzde, yazdığı kitaplar o günün dünyasına ışık tutmaktadır.

Kendi ismini kullanmayan Pierre Loti’nin bu ismi Tahiti’de aldığı söylenir. Çünkü Loti, egzotik iklimlerde yetişen bir çiçek adıdır. 1878’de yazdığı “Loti’nin Düğünü” isimli kitabında Tahitili yerli bir kızla olan aşkını anlatır.

Tabii Gauguin’in resimleri ve yazdığı kitap, yine Loti’nin romanı, Polinezya’nın somut olmayan miraslarının bir parçası olmuştur ama, bu romanlara, resimlere konu olmuş yerli kızlara ne olmuştur acaba?

Üzülerek söylemeliyim ki bugün bile Avrupalı ve Amerikalı erkekler uzak doğuya bu amaçlarla gidiyorlar ve oraların yerli halkından kadınları bir biçimde hayal kırıklığına uğratıyorlar.

Paul Gauguin Ne Zaman Evleniyorsun ?

Belki de Gauguin’in 1892 yılında yaptığı Nafea Faa Ipoipo? ( Benimle Ne Zaman Evleneceksin?) Teha’amana ‘nın ümitsiz bekleyişinin tablosuydu.

Ne yazıktır ki aynı tablo 2015 yılında kadına değer vermeyen Araplardan, Katar Emirliği tarafından 300 milyon dolar ödenerek satın alındı.

Sevcan Akesi, 18.03.20121