Nekka Ekmek Okka Köfte

Nekka Ekmek Okka Köfte | Peyami Gürel

By editor

Posted in , | Tags : ,

Nekka Ekmek Okka Köfte | Peyami Gürel

2010’da Avrupa’nın Kültür Başkentlerinden biri olacağız. Yalnız değiliz, aynı statüde iki şehir daha var. Almanya’dan Essen, Macaristan’dan Pecs şehri. Abartılmaması gereken bir statü. Daha önceki yıllarda Kültür Başkentliği yapan şehirlerden kaç tanesini ve hangi etkinlikleri ile hatırlıyorsunuz? Cevap verebilecek okurların sayısının çok az olacağını tahmin etmek güç değil. Yani büyük ölçüde kendimiz çalıp kendimiz oynayacağız.

Kültürel özellik ve kimliği öne çıkmış bir şehir olmak, öyle proje düzenlemekle olmuyor. Galatasaray’ın UEFA şampiyonu olmasının daha etkili ve ses getirici olduğunu 2010 yılı bittiğinde hatırlatacağım. Sokakları şenlendirmeyeceğiz, başarımız ve kıvancımız için sevinç gözyaşları dökmeyeceğiz. Böyle beklentileri olanlara duyurulur.

“Tanıtımımıza çok katkısı olacak, Avrupa’da saygınlığımız daha da artacak” v.b. beklentileri lütfen unutun.

Hiç mi işe yaramıyacak ?

Elbette yarar, daha doğrusu yarayabilirdi ve hatta hâlâ umutvar olabiliriz. Nasılsa kendimiz çalıp oynayacağız hiç olmazsa bu şehrin birikimine katkı sağlasın diye düşünebiliriz. Ancak, ne yazık ki bu da zor gözüküyor. 2010 ajansının bütçe kalemlerine baktığınızda % 70’i bina, merkez ve restorasyona geri kalanı projelere ayrılmış. Bu durum, kültürel kavrayışımızı açıkça ortaya koyuyor. Bütçenin bu şekilde pay edilmesi Avrupa’nın bütün kültür başkentleri için dayattığı bir şey midir yoksa bizim tercihimiz midir, onu bilemiyorum. Ama bizim tercihimiz ise, bize çok uygun olduğunu düşünüyorum. Biz bina, tesis gibi açılış yapılacak yerler inşa etmeyi pek sever olduk. Ecdadımız, yani kültürel mirasımız ise sadelikten yana idi. Avrupa’daki saraylarla, Topkapı Sarayını karşılaştırmanız bunu farketmek için yeterlidir.

Oysa, kültür insanla başlar insanla biter. Kültür yaşam tarzıdır, davranış ve iletişim nezahetidir, görgüdür, paylaşımdır, katılımdır, sezgilerin derinleşmesidir ve de bütün bunların sağlıklı bir zeminde aktarılabilir olmasıdır. Virgül üstüne virgül koyarak uzatabiliriz bu kavramları velakin özeti insan güzelliğidir. Mekanlar ve tesisler önemsiz demiyorum, elbette ihya edilmesi ve onarılması gereken çok önemli mekanlarımız var ancak keşke projeler için daha fazla pay ayrılabilseydi.

Projelerin hepsini bilmiyorum ama 2010 projelerinde sürdürülebilirlik ilkesi çok önemli imiş. Bu iyi işte. En azından 2010 bitti defterleri kapatalım olmayacak. Projeler hizmet vermeye devam edecek.

Lakin bu sürdürülebilirlik ilkesinin bir handikapı var. Mirasının sürdürülebilirliğini reddeden bir toplum nasıl sürdürülebilir projeler üretebilecek, ite kaka mı? Şöyle ki, bir rivayete göre 2010 projeleri Başbakana sunulmuş o da geleneğimize dair hiçbir proje yok bu nasıl iş diye ikaz etmiş ve bunun üzerine geleneğimize ilişkin bir editör masası kurulmuş. Sağolsun Başbakan, ama işte, ite kaka. Halbuki tersi olabilmeliydi. Kültürel mirasımız ve birikimimiz ile ilgili (doğal olarak) o kadar çok proje olmalıydı ki (hele İstanbul gibi bir şehir için ), Başbakanımız modern projelerin biraz daha geliştirilmesini istemeliydi.

Çok seslilik

Bir de çok seslilik muhabbeti var. Hani İstanbul çok farklı etnik kökenlerin birarada yaşayabildiği en önemli şehirlerden biri ya, bu özelliği de öne çıkartılacakmış. Beyler, geçmiş olsun ama bu da reddettiğimiz bir miras. Bu konuda, uluslararası dengelerin gerektirdiği ölçüde adımlar atmak zorunda olan bir toplum zihinsel değişimini olgunlaştırmadan doğal ve içtenlikli girişimlerde bulunamaz. Yapay olur, sırıtır. Orası hem çok önemli bir özelliğimiz hem de yumuşak karnımız.

İşte ekmeğin nekka ettiği ve köftenin okka olduğu yerler deyip devam edelim ve insan odaklı kültür kavrayışına ilişkin şöyle projeler var mıdır diye soralım ve olumlu cevaplar alacağımızı umalım.

Güzel Sanatlar okullarımız için ne gibi yatırımlar yapılıyor (hoca, atelye, döküman, kapasite vb)?
İstanbul ve yaşam kültürü ile ilgili yeni kaç tane müze açılıyor?
Devlet Güzel Sanatlar Müzesi için ne gibi açılımlar öngörüldü?
Geleneksel sanatlarımızla ilgili müze ve akademiler planlandı mı?
Kültür adamı, hoca ve ustaların yaşam koşullarını değiştirmek için neler yapılıyor?
Milli eğitimle işbirliği yapılarak orta öğretimden üniversiteye kadar sanat eğitimi ile ilgili hangi projeler üretildi? (döküman, gezi, malzeme vb)
Bu alanlarda hizmet veren öğretmenlerimize yönelik, onların birikimlerini geliştirici hangi projeler var?
İstanbul kültürünü İstanbul’da değilde Avrupa’da tanıtacak hangi faaliyetler organize edildi?

Durdurayım kendimi çünkü bu sorular uzayıp gidecek. Önce bunlara olumlu cevaplar alalım hele.

Ve ne olur,

Bütün bu handikaplara rağmen bu güzel şehir, Avrupa kültür başkentliği gibi sınırlı bir ölçeğin ötesinde dünya başkenti olabilme potansiyeline sahiptir.

Bu potansiyeli bile, gözlerinizi kapatıp seslerini dinlediğinizde size kıvanç verecek ve gözlerinizi yaşartacaktır.

Güzel İstanbul’un güzel insanlarına

Peyami Gürel
09.03.2009

Share this story

btt