Asur Sanatı Tarihsel Kökeni ve Örnekler

Asur sanatı denince, genellikle Asur imparatorluğunun en parlak dönemi olan M.Ö. IX, VIII, VII. yy.’daki sanat anlaşılmaktadır. Bu dönemde Ninova, Nemrud ve Khorsabad’da saraylar yaptırmışlardır. III. bin yılında Asur sanatı, Sümer ve Akad sanatının etkisi altında kalmış bir taşra sanatı görünüşündedir. Asur ve Ninova topraklarının derinlerinde bulunan kalıntılar da bunu doğrular. II. binyıl ortalarında, süsleme motifleri, Kerkük sanatının, o sırada artık kaybolmakta olan Mitanni’nin derin etkisi altında kaldığını gösterir. Özellikle kutsal ağaç ve anka kuşu en çok kullanılan biçimlerdir. Hitit imparatorluğunun yıkılmasından sonra Asurlular, «Denizci Kavimlerin» istilaları sonucu yakılıp yıkılan yerleri onardılar ve böylece yükselme devirleri başladı. Bu yükseliş, Ninova’nın 612’de düşmesine kadar sürdü. Bu dönemde de Babil’in etkisi ön planda idi. Edebi, dini ve ilmi metinleri toplamak isteyen Asur kralları, güney kültürünün etkisi altında kaldılar.

Asur Mimarisi

Asur Sanatı Khorsabad Kalesinden
Khorsabad Kalesinden

Mezopotamya mimarlığının etkisi altında kalan Asur mimarlığında çok az yenilik gözlenir. Yüksek taraçalar üstünde pişmemiş tuğladan yapılmış çok büyük yapılar; mazgallarla donatılmış tahkimli surlar; kare biçiminde, yüksek kuleler; çıkıntılı taşlardan yapılmış gediksiz duvarlar; karmaşık saraylar ve tapınak zigguratları. Kapılardan, yalnızca kemerli olanlar süslenmiş, bu süsler arasında da daha çok koruyucu hayvan konusu işlenmiştir. Khorsabad’daki canavar görünüşlü kanadı boğalar, bu anıtsal mimarlığın başlıca örnekleridir. Sarayın giriş kapısında sıralanan kanatlı cinlerle insan başlı ve kanatlı boğalar (Louvre müzesinde bulunan Khorsabad’ınki gibi), III. binyıl Aşağı Mezopotamya’sına ait bu uydurma yaratıkları Asur sanatının nasıl yorumladığını gösteren ilk örneklerdir.

Asur sanatı en güzel örneklerini I. binyılın su tesisleri gibi büyük eserlerinde vermiştir. Başkent Ninova’nın su ihtiyacını karşılamak için Gomel kaynak suları, kaya içine oyulmuş kanallar ve 288 m’lik bir su kemeri ile şehre getirildi. Eski inançlara uyarak, Asurlular bu tesislerin yanında tanrılar ve koruyucu cinler için temsiller verirlerdi. Büyük şehirlerde binalar, saraylar ve tapınaklar yapıldı, ama taş az bulunduğundan, yapılar tuğlaya bağlı kaldı. Mimarlar, Babil’de daha önceki devirlerde olduğu gibi bütün yapıları, sayısız kanallar bulunmasına rağmen, su taşkınlarından korumak için dolma toprak üzerine oturturlardı. Ziggurat, yani tapınaklara bitişik çok katlı kuleler, her zaman tanrı ile insan arasında bir bağ niteliği taşımıştır.

Asur Sanatı Heykelciliği

Bu alandaki aşağı yukarı bütün yapıtlar kralların yaşamlarını ve yaptıklarını övmek için hazırlanmışlardır. Tümünde gözlenen sert üslup, savaşçı halkın yapısına uygundur. Asurluların sanattaki özgünlüğü ve hayvan resimleri çizmedeki ustalığı, tarih olaylarını anlatan alçak kabartmalarda görülür. Gerçekten, sarayların duvarları av ve savaş sahnelerini canlandıran, ince alçıtaşı ya da alçıdan yapılmış büyük levhalarla kaplıdır. Bu alçak kabartmalarda hükümdarın gücü, kahramanlıkları tekdüze ama, gerçekçi bir biçimde ortaya konur.

Saray İçi

Asur sanatı örneklerinde dinsel etkiler görülmediği gibi, kadınla ve günlük yaşamla ilgili görüntülere de aşağı yukarı hiç rastlanmaz (Asur sanatından günümüze kalan örnekler arasında, kadının temsil edildiği tek bir yapıt bile yoktur). Asur sanatının asıl üstünlüğü, teknik alandadır. Zarif çizgiler en küçük ayrıntıyı bile yansıtan kusursuz bir çalışma; kompozisyondaki açıklık ve oymalardaki güçlülük. Ortaya konan bu gerçekçilik, gözlem gücünden değil, yapıtın yaratılmasına yol açan düşünceden kaynaklanır. Etki uyandırma çabası. Atların gerçeğe uymayan dörtnala koşmaları, yırtıcı hayvanların can çekişirken kıvranmaları, gerilmiş ve irileşmiş kaslar, bu sanatın en belirgin örneklerini oluşturur. Asur sanatındaki tekdüzelik yalnızca av ve savaş sahnelerinin sürekli yinelenmesinden değil, aynı zamanda da çizimde belirli kalıplara kesinlikle uyulmasından kaynaklanır.

Kıvrımları çizilmemiş, katı, düzgün duruşlu giysiler içinde donmuşçasına duran insanların şişkin kasları belirginleştirilmiştir. Yandan görünen bir yüz üstüne, önden görünen bir gözün yerleştirilmesi, üsluplaştırılmış bir saç ve sakal çizme yöntemi (salyangoz kıvrımlarını andıran saç bukleleri; tirbuşon biçiminde sakallar), figürlerde bütün insan kişiliğini ortadan kaldırır. Doğal öğeler de heykelcinin bir nakış desenini kopya etmesi gibi üsluplaştırılmıştır. Heykellerde perspektif yoktur.

Asur Sanatı – Duvar Resimleri

Khorsabad’da Ziggurat’ın katları çeşitli renklere boyanmıştı. Saraylar, tapınaklar, merasim salonları, ortaklaşa kullanılan, birbiri içinde ve binanın merkezindeki avluyu çevreleyen odalar şeklinde bölümlere ayrılmıştı. Asur sanatının getirdiği yenilik, saray duvarlarının eteklerini, alçak kabartmalı alçı plakaları ile kaplamak olmuştur. «Kral şerefine» ithaf edilenlerde, kralın zaferleri savaş sahneleri ile, cesareti de av sahneleriyle belirtilirdi (British Museum’daki Ninova sarayında olduğu gibi). Bu eserlerde, çok güzel hayvan heykelleri yapan asurlu heykeltıraşların bütün ustalıkları görülmektedir. Tam kabartmalı heykelcilik hemen hemen yok gibidir, olanlarda da hiç kişilik yoktur. Kral Asur Nasir-Apli II (IX. yy. Nemrud’da), Kral Salmanassar ve tanrı Nabu heykelleri tam kabartmalı heykelciliğin binde bir rastlanan örnekleridir.

Asur Sanatı Aslan Avı Sahnesi
Aslan Avı Sahnesi

Khorsabad sarayından kalan tek örnek (Halep Müzesi’nde) bir yana bırakılırsa, Asur saraylarının duvarlarını süsleyen resimlerden günümüze, pek bir şey kalmamıştır. Yakın dönemde Tell el Amarna sarayında ortaya çıkartılan tutkallı boyayla yapılmış, 130 metre uzunluğunda duvar resimleri, alçak kabartmalardaki figürlerle aynı özellikleri gösterirler. Ama doğaüstü ve mitolojiye özgü figürlerin bolluğu açısından farklıdırlar.

Kullanılan bir kabartma biçimi de dikili taştır. Bunların en ünlüsü Salmanassar III’e ait olandır (British Museum). Babil’de olduğu gibi, burada da yapılar, üzerleri dini motiflerle işlenmiş sırlı tuğlalar ve resimlerle süslenirdi. Bu motiflerdeki hurma yaprakları ve ortası sarı beyaz güller, lacivert bir zemin üzerine yapılırdı. Kapı kanatları, Balavat’ta olduğu gibi, gül biçiminde çivilerle tutturulan kakmalı maden şeritlerle süslüydü. Bu şeritlerde yağma sahneleri yer almaktaydı. Kakmacılıkta maden ve (alçak kabartmaların gösterdiğine göre) mobilya için çeşitli maddeler kullanılıyordu.

Asur Sanatı Şehir Kuşatması
Şehir Kuşatması

El Sanatları

Alçak kabartmalardaki eşyalardan, silahlardan ve süslerden anlaşıldığına göre, Asur’da küçük el sanatları büyük bir gelişme göstermiş, ama günümüze bunlardan hiçbir örnek kalmamıştır. Silindir-mühürlerde hayvan adları ve sözcükler göze çarpar; ama bu mühürlerin yabancı sanatçılar tarafından yapıldıkları sanılmaktadır.

Kabartmalı ve oymalı olarak işlenmiş, üzeri boyanmış fildişi plakalar, Nemrud kazılarından çıkan kalıntılarda ve Arslantaş’ta bulunan bir taşra sarayında görülmektedir. Bu eserler, işçilerin bu alandaki ustalıklarını gösterir. Kazılarda pek az mücevher ve silah ortaya çıkmıştır. Sanatçının en ince ayrıntısına kadar işlediği alçak kabartmalar sayesinde bugün bu silahların asıllarına göre şekilleri yeniden kurulabilmektedir.

Elimizde, birçok işlenmiş yuvak ve zamanın kıymetli taşlarına oyulmuş nazarlıklar bulunmaktadır. Birer arma niteliği taşıyan bu parçalarda, cinlerle hayvanlar arasındaki kavgalar, dini ve efsanevi sahneler yer alır. Mezarlara konulmuş muska ve diğer uğur getirici eşyalar, en çok kullanılan maddenin pişmiş toprak olduğunu göstermektedir. Asurluların çeşitli resim anlayışları vardı. Bir yapının veya bir kabın içeriğini üç boyutlu olarak çizerlerdi. Plan halindeki sahneler kesit olarak gösterilir, hiyerarşik bir bakış açısı gözetirlerdi. Tanrı, British Museum’daki granit dikili taşta olduğu gibi, insanlardan; kral da, uyruklarından boyutça daha büyüktür. Bir yüz profilinde gözler karşıdan görüldüğü gibi tasvir edilmiştir. Kaslar iyice kasılmış ve şişkindir.