Babil Sanatı ve Babil Kenti Tarihi

Babil Sanatı ve Babil Kenti Tarihi

Babil Sanatı

Babil Eski Mezopotamya’mn en büyük kentlerinden biridir. Babil, Orta Mezopotamya’da, Sümer ve Akad ülkelerinin arasında, Fırat ırmağı kıyısında kurulmuştur. Eldeki belgelerden bu kentin İ.Ö 3. binyılın ortalarından bu yana var olduğu bilinmektedir. Önceleri, Sümerlerin egemenliğinde, ikinci derecede bir kent olan Babil, siyaset ve kültür alanlarındaki etkinliğini, on yüzyıllık bir gerileme dönemiyle birbirinden ayrılmış iki ayrı dönemde ortaya koymuştur.

Sözünü ettiğimiz bu gerileme dönemi Babil’in çevre imparatorlukların, özellikle de Asurluların egemenliği altında yaşadığı yıllardır. Her şeye karşın, bu dönemde de Babil tapınaklarına ve Babil tanrılarına (başta yaratıcı tanrı Marduk) saygı gösterilmiştir.

Kentin ilk yükselme dönemi İ.O. 18. yy’da Kral Hammurabi zamanına rastlar (Eski Babil). İkincisiyse bin yıl sonra, İ.Ö.612 – 539 yılları arasında, Asur İmparatorluğu’nun çökmesinden sonra Nabopolassar’ın kurduğu yeni Babil sülalesinin egemenliği sırasında gerçekleşmiştir. 539 yılından sonra Babil, siyaset sahnesinden silinmiştir.

Geleneklerinin türdeşliğiyle olduğu kadar, sanatın sürekliliğini sağlayan katkıların karmaşıklığıyla da dikkati çeken Babil sanatı, birbirini izleyen yükselme, gerileme ve çökme dönemleriyle, Babil tarihinde görülen çelişkili durumları yansıtır. Kentin çok sık yakılıp yıkılmasından ötürü, Yeni-Babil dönemi öncesiyle ilgili çok az anıt kalıntısı bulunmaktadır. Hammurabi döneminden kalma silindir mühürler, giysilerine bürünmüş sıradan kişileri gösterir. Pişirilmiş toprak levhalarsa konu bakımından daha zengindir: Hayvanlar; dansçılar; müzikçiler; sanatçılar; vb. Eski Babil mimarisinin özellikleri konusundaysa elde yeterli bilgi yoktur.

Hammurabi Yasası Dikilitaş

En iyi anıt, Hammurabi yasası adı verilen ve bu kralın görüntüsünü yansıttığı sanılan diyoritten yapılmış büyük dikilitaştır. Sümer geleneğini sürdüren Babil sanatı, iki yükselme dönemi arasında bütünüyle ortadan kalkmamış, İ.Ö.1600-1200 yılları arasında Kassit sülalesi döneminde de değişikliğe uğrayarak sürmüştür. Yeni-Babil döneminde sanat açısından parlak bir yenilenme hareketi görülmüştür.

Kentin Nabukodonosor zamanında yeniden kurulması (bu çalışmalar daha Nabopolassar zamanında başlamıştı) Babil geleneklerinin ve Marduk dininin üstünlük kazanmasını sağladı. Kentteki tapınak, geleneksel alçak tapınak tipine göre yeniden yapıldı. Tapınağa 7 katlı bir ziggurat eklenmesiyle (Babil kulesi ya da Babil zigguratı) yapı, bütün olarak görkemli bir görünüm aldı.

Yapılarda pişirilmemiş tuğla kullanılmış, Nabukodonosor’un yaptırdığı çok büyük saraylar yeni bir anlayışa göre süslenmiştir. Bu yeniliğin başlıca örneği, kuzey kesiminde İştar kapısı yakınındaki tonozlu salonların üstlerinde düzenlenmiş asma bahçelerdir. Hayvanları görüntüleyen tunç heykeller yapımında da canlanma görülmüştür. Ama, sarayların ve surların duvarlarını süslemek için kullanılan tekniğin ortaya çıkmasını sağlayan Yeni-Babil sanatının asıl özellikleri, duvar süslemeleri, çeşitli renkteki sırlı tuğladan mozaiklerdir.

Ünlü İştar kapısı, yeni tekniğin en belirgin örneğini oluşturur. Bu kapının üstünde yer alan aslan, tanrı Adad’ın simgesi olan boğa, tanrı Marduk’un simgesi olan boynuzlu ejderha gibi çeşitli hayvan resimleri, hurma dalları, sarı ve mavi gül bezekler, sütunlar ve kıvrımlardan oluşan bir dekor içinde verilmiştir.