Cilt Sanatı (Ciltçilik) Nedir ? – Tarihsel Gelişimi

Cilt Sanatı

Cilt Sanatı, elyazması ya da baskı ürünü bir yapıtın sayfalarını, hem kullanımını kolaylaştırmak, hem dış etkilerden korumak, hem de süslemek amacıyla bir araya toplayıp kapak geçirmek için yapılan işlemlerin tümünü kapsayan sanat dalıdır. Ciltçilik alannıda başlıca iki yöntem vardır: Elle yapılan ciltçilik; makineyle yapılan sanayi ciltçiliği. Birinci yöntem ilk zamanlar kitap yapraklarının çirişle yapıştırılması ve bir kapağa dikilmesiyle başlamış, daha sonra geliştirilmiştir. Elle yapılan ciltte, kitap önce formalara ayrılır, sonra 4 ya da 5 kilogramlık çekiçlerle, düzeltmek ve kalınlıklarını azaltmak için formalar dövülüp, düzgün olarak sıraya konur ve iki sağlam tahta arasına, sırtları birkaç milimetre dışarda kalacak biçimde sıkıştırılır.

Eşit aralıklarla forma sırtlarına testereyle, dikim için iplerin geçirileceği oyuklar açılır. Alt ve üst formaların üstüne 2 beyaz kağıt (forma büyüklüğünde ve ikiye katlanmış olarak) konur. Böylece formalar dikime hazırlanmış olur. Dikim ipleri gerilmiş tezgaha, yarıklarına oturacak biçimde ayarlanarak, yerleştirilir. Her ip üstünden bir tur geçecek biçimde dikim yapılır (böylece, kitabın bir bütün olarak cilt gövdesi hazırlanmış olur). Dikilen sırta biçim vermek için yapıştırıcı (tutkal) sürülüp, üstü ince bez ya da kâğıtla örtülür. Dikim iplerinin boşta kalan uçları püsküllendirilip, formalar üstüne konan iç kapağa yapıştırılır.

Cilt Sanatı Başlıca Üsluplar

Kuruyan sırta biçim verilmesiyle ve formaların kapak takılmadan önce sırt dışındaki üç kenarının kırpılmasıyla, kitabın cilt gövdesi, sırt uçlarına “başlık” dikilerek hazır duruma gelir. Sonra, cildin “kapaklanma” işlemine geçilir. Cilt kapakları deri, mukavva, bez, ipek olabilir. Bazı ciltlerde, bu malzemelerin ikisi bir arada kullanılır. Kapak ve sırt dikimlerine göre, ciltler çeşitli türlere ayrılır. Genelde büyük farklılık göstermemekle birlikte, ciltçilikte ulustan ulusa değişen üslup farklılıkları gözlenir. Cilt sanatında görülen başlıca üsluplar ile bunların yayıldıkları alanlar şöyle sıralanabilir:

Hatayi: Kâşi, Dihlevi, Horasan ve Buhara;

Herat : Herat, İsfahan, Şiraz;

Arap : Halep, Şam ve El-Cezire;

Rumi : Selçuk sanat merkezleri;

Magribi : İspanya, Sicilya ve Fas;

Türk : Diyarbakır, Bursa, Edirne, İstanbul.

7. ve 12. yy’lar arasında Memlük, Arap, Rumi ve Magribi üsluplarına özgü değerli ciltlerin dünya sanat merkezlerinin müzelerini süsledikleri bir gerçektir; ama daha sonraki yüzyıllarda bu üsluplar gerilemiş, buna karşılık Orta Asya, İran ve Türk ciltçiliği günden güne gelişerek, özellikle 15. ve 16. yy’larda en parlak dönemine ulaşmıştır.

Cilt Sanatı, Kur'an Kapağı, 16. Yüzyıl
Kur’an Kapağı, 16. Yüzyıl, İran

Türk Cilt Sanatı

Türklerde ciltçiliğin gelişme etmenleri arasında, kağıdın ilk kez Orta Asya’da bulunarak kullanılmasının payı büyüktür. Yazıya ve yazılı belgelere büyük değer veren Türk toplumunda, cilt sanatı ayrı bir önem kazanmış, yazma yapıtlar Mısır, Çin, Avrupa toplululuklarında sarılarak tomarlar biçiminde saklanırken, Orta Asya’da ilk kez üst üste konularak kitaplaştırılmaya ve ciltlenip korunmaya, saklanmaya başlanmıştır. Türklerin yazıya verdikleri değer yanında, yazılı yapıtlara olan tutkuları, bunların bozulmadan gelecek kuşaklara aktarılması düşüncesini geliştirmiş, sonunda bu düşünceden cilt ve ciltçilik (cilt sanatı) doğmuştur.

Böylece, yüzyıllar boyu klasik bir görünüm kazanan Türk ciltleme sanatı, güzel sanatların uğraş alanı içinde, çeşitli el sanatlarıyla birlikte, değerli yapıtların oluşmasını sağlamıştır. Ciltçilikte deriyi ilk kez Orta Asya’da Türklerin kullanmış olduğuna ilişkin kanıtlar arasında, Dr. Aurel Stein ile Paul Pelliot’nun Bin Buddha mağaralarında buldukları cilt parçacıkları gösterilebilir (söz konusu parçacıkların deri kapakları üstünde, madensel kalıplarla basılmış süsler bulunması, estetik değerini artırır). Ayrıca, Karahoçu kazılarında, İ.S. 7. yy’dan kalma bir Uygur Türk cildi bulunmuştur. Zamanla bazı Uygur sanatçılarının Çin ya da İran’a yerleşmesiyle, söz konusu ülkelerde de yaygınlaşmış ve gelişmiştir. İslam dininin yayıldığı dönemlerde Türklerin bu dini benimsemeleri Kur’an’ın elyazması kopyalarının çoğaltılmasıysa, bütün İslam dünyasında olduğu gibi, Türkler arasında da ciltçiliği gözde bir sanat dalı haline getirmiştir.

Türk Cilt Sanatının Gelişimi

Türk cilt sanatı 15. yy’ın ikinci yarısından sonra, dünyanın en değerli ciltlerini vermeye başladı. Fatih Sultan Mehmed’in yazdırarak kopyalarını çıkarttırdığı, zamanın bilim merkezlerinden getirilmiş kitapların oluşturduğu özel kitaplığındaki ciltler, Fatih’in üstün siyasal ve askeri kişiliğinin yanı sıra, bilim ve sanata verdiği önemi de gösterir. Fatih Nakışhanesi’nde yapılan süslemelerde ezilmiş altının fırçayla sürülmesiyle yapılan yazma ciltlerdeki üsluplaştırılmış çiçek motiflerinin çevresi, “teker” denilen ucu sivri gereçlerle işlenmiştir (böylece, süslere yükseklik kazandırılarak hazırlanan ciltler, birer sanat başyapıtı sayılmaktadır).

Söz konusu dönemde yapılan cilt kapaklarının içi de “katı” sanatının incelik ve güzelliğine örnek gösterilir. 16. yy’da Türk klasik ciltçiliğinin belirgin özelliği, kalıplarla yapılan gömme tekniğinde, doğal bir nitelik taşıyan üsluplaştırılmış bitki motifleri ve hatayi, penç, rumi, bulut, yaprak, goncagül, tığ, tepelik adları verilen süslemelerin kullanılmasıdır. 16. yy’ın klasik ciltlerinde, kapakların yanında, sertab ve mikleb üstündeki şemse, salbek, köşebent ve bordürlerde hep Türklere özgü renkler kompozisyon uyumu ve yalınlık göze çarpar.

Bunların tümünün bir araya gelmesi, daha geniş anlamda büyük bir uyum ortaya çıkarır. 17. yy’dan başlayarak, Türk klasik ciltlerinin kapaklarında önemli olmayan değişiklikler görülür. Sözgelimi, salbek ve oval şemselerin büyümesi. Bordür süslemesi yerine, kenarlara kalın zencerekler (zincirleme halka biçimindeki süsler) çekilir. 16. yy. ciltçiliğinde görülen orantısal güzellik ile motiflerdeki incelikler, yerlerini daha çok renk uyumunun ağırlık kazandığı bir biçime bırakır. 18. yy klasik Türk cilt kapaklarının süslemeleri de genellikle çiçek motiflerinden oluşur. Motifler sında “şükufe” adı verilen motif egemendir.

18. Yüzyıl ve Sonrası

Rugan (lake) üstüne gerçekçi motifler taşıyan ciltlerle birlikte, “yekşah” adı verilen türün yaygınlaşmaya başladığı görülür. Önceleri kullanılan motiflerdeki çiçeklerin yanı sıra, gül, karanfil, yabangülü, lale, narçiçeği, lotus, haşhaş, nilüfer, sümbül ağırlık kazanır. Bu motifler bazen serpiştirilerek, bazen buket, bazen de tekli, çiftli, üçlü bordürler içinde ve ince bir sanat beğenisi yanında ince bir sanat özenini de yansıtan ciltleri süsler. 18. yy. ciltlerinin öbür özellikleri arasında, deri üstüne sırma işleme ile halkar tezyinatı (noktalı süsleme) kullanılması ve cilt kapakları üstüne sanatçıların imzalarını koymaları sayılabilir.

18. yy. sonlarından başlayıp, 19. yy’da süregelen bazı dış etkiler, Türk cilt sanatının ana yapısını pek değiştirmemiştir. Ama barok ve rokoko üsluplarının etkisi, az da olsa klasik Türk ciltçiliğine yansımıştır. Dönemin belirgin özelliği, kapak kompozisyonlarında deforme olmuş şemse, köşebent ve bordürler, kartuşlar ve buketler biçiminde rengarenk çiçeklerden yapılan süslemelerdir. Osmanlı Imparatorluğu’nun çöküş dönemine girmesiyle birlikte kendini gösteren parasal sıkıntılar, sanatın her dalında olduğu gibi Türk ciltçiliğini de etkilemiş, 20. yy’ın başlarından sonra klasik Türk ciltçiliğinin yerini, çağdaş ciltçilik almıştır.


Cilt Sanatı Gereçleri

Cilt Sanatı Araç ve GereçleriCilt yapımında kullanılan gereçlerin başında deri gelir. Sahtiyan (keçi derisi), meşin (koyun derisi), ceylan ve deve derileri ciltçilikte kullanılan başlıca gereçlerdir. Derilerin renklerinde daha çok siyah ve kahverenginin tonları yeğlenmiş, ayrıca kırmızı, vişne rengi, yeşil, mavi, mor renkli deriler de ciltçilikte kullanılmıştır. 14. yy’dan başlayarak Anadolu’da dericilik büyük ölçüde gelişmiş, Kırşehir, Kastamonu, Safranbolu, Trabzon, Konya ve bazı Batı Anadolu kentlerinde işlenen deriler dış pazarlara gönderilmiştir (bu dönemde cilt yapımı için sahtiyan, klasik yöntemle, ıslatılarak yumuşatılır ve bıçkıyla kağıt inceliğinde traş edilerek cilt için hazırlanırdı).

Türk ciltlerinde başlangıçta tahta kapaklar kullanılmış, sonradan kağıdın bulunması ve zamanla mukavva (karton) yapılmasıyla, cilt kapaklarında tahtanın yerini mukavva almıştır. Kapak yapılırken, mukavva klasik yöntemle “murakkaa” denilen üslupla hazırlanır. Bu yöntemde, önce kağıtları birbiri üstüne yapıştırarak germekte kullanılan ve ıhlamur ağacından yapılan murakkaa tahtasından yararlanılır. Kağıtlar önce iyice ıslatılıp, kurumaya bırakılır. Kağıtlardan birinin “su”yu öbürünün ters yönüne gelecek biçimde kolayca yapıştırılması işlemine, “murakkaa germek” denir. Kitap kabı için istenilen kalınlık elde edilince, yapıştırılan ve gerilen kağıtlar kurumaya bırakılır. Kuruma zamanı ne kadar uzun olursa, o ölçüde iyi sonuç elde edilir. Bu biçimde elde edilen murakkaa mukavva, sert ve dayanıklıdır; sonradan dönme yapmaz. Kağıtları yapıştırmakta kullanılan kolanın içine, kağıdın iyice kurumasını sağlamak amacıyla ve korunması için, belli ölçüde şap karıştırılır.

Cilt Sanatı Bölümleri

Klasik Türk cildi başlıca beş bölümden oluşur. Altıncı parçayı oluşturan, kitap yapraklarını düzgün ve bir arada tutan bölümeyse “şiraze” adı verilir. Sözü edilen bu beş temel parçanın adları ve işlevleri şöyle sıralanabilir.

üst kapak (sağ baş): Kitabın üst kesimini örten bölüm;

alt kapak (sol baş): Kitabın alt kesimine gelen bölüm;

dip (sırt): Kitabın arkasını kaplayan dar bölüm;

mikleb: Alt kapağa “sertab”la bağlanan bölüm, sivridir; kitabın üst kapağıyla birlikte, sayfaların arasına ya da kitap arasına girer; sertabı kapalı tutmaya yarar;

sertab: Miklebin alt kapağa bağlandığı bölüm. Miklebe hareket etme olanağı sağlar; kitap kapatıldığı zaman da, ön bölümü örtmeye yarar.

Klasik Türk cildinde, sayfaların ön kenarlarının bozulmaması için, sertabın iki yanında, sol kapak ve mikleb boyunca bir fazlalık bırakılır. Bu fazlalığa “dudak” adı verilir.

Cilt Nasıl Yapılır

Cilt Nasıl YapılırElyazması bir yapıta cilt yapılmadan önce “şiraze”si örülür. Bu işlem için önce yazma kitabın formaları, özel cilt dikişi için yapılmış iplikle bağlanır. Cilt ipliği olarak genelikle değişik kalınlıklarda, yazma kitabın kağıdının rengine uygun ibrişim kullanılır. İbrişimin balmumuyla pekiştirilmesi, cildin sağlamlığını artırmasının yanı sıra, ciltçinin ustalığını da gösterir. Kitabın formalarının bağlanmasının da değişik yolları vardır. Formalar, ortalarından geçirilerek ve gizli alt kolon atılarak dikilir. Gizli alt kolonların üstüne şirazenin alt kolonları atılır. Şirazeye altlık (yastık) olması için, kitabın sırtı altına deriden bir şerit yapıştırılıp, uçları kesilir. Şiraze alt yastığı deri üstünden, eşit aralıklarla dikilerek, kolonlar atılır.

Böylece kitap, şiraze örülmeye hazır duruma getirilmiş olur. Ciltte asıl formaları birbirine bağlayacak olan, şirazedir. Görevi, kitap sayfalarının başlarını bir düzeyde tutmak ve formaların birbirinden ayrılarak dağılmasına engel olmaktır (eski ciltlerin uzun süre bozulmadan kalabilmesini, şiraze örgüleri sağlamıştır). Şiraze elle örülür. Bu örme işinde iki tane ince uzun iğne ve çeşitli örgülere göre değişebilen kalınlıkta iki renk ibrişim kullanılır. Sırtın altına yapıştırılan deri yastığı kaplayan şiraze örgüsü, kalınlığı alttaki deri yüksekliğine varınca, tamamlanmış olur. Dolayısıyle, kitabın boyuna göre, şiraze altı deri yastığının kalınlığı ile şiraze örgü kalınlığı değişiktir. Şirazenin çeşitli türlerinin en yaygın olanları arasında alafranga, balıksırtı, sıçan dişi, tek baklava, çift baklava, geçmeli, düz, zikzak, sağ-sol, yol, vb. sayılabilir. Yazma yapıtların ciltlerinde, cildin korunması için, ayrıca bir “cilbend” yapılmıştır. Cilbend, kitap cildinin içine konduğu zarf gibi bir kutudur. Klasik ciltte, kitap ile kapakların arası, bir başka Türk el sanatı ürünü olan ebru kağıdı ile kaplanır.


Türk Cilt Sanatının Özellikleri

İster kağıt, ister deriden olsun, Türk cildinin belli başlı özellikleri şöyle sıralanabilir:

1. Türk ciltlerinde kapaklar kitap boyundadır. Kitabın kıyısından dışarı taşmaz. Böyle bir cilt yapmak için kitabın her iki yüzünden özenle ölçü alınır. Alınan bu ölçülere göre alt ve üst kapaklar ayrı ayrı hazırlanır. Hazırlanan kapaklar daha sonra kitabın sırtına yapıştırılır.

2. Türk ciltçiliğinde, cildin formalarını tutmak amacıyla yapılan ve bir tür omurga görevi gören “şiraze”, makine işi değil, el örgüsüdür.

3. Ciltlerde “dip” diye de anılan “sırt” kesinlikle düzdür.

4. Cildin süslemeleri (tezyinatı) belli yerlerde değil, aşağı yukarı her yanında bulunur. İki kapak, mikleb ve sertab, Türk ciltlerinde birer süsleme düzeyidir.

5. Alt kapağa iki parça eklenmiştir. Sertab ve mikleb diye anılan bu parçalar, Türk cildinin asıl bölümlerini oluşturur.

6. Klasik Türk cildinin sırtında yazı bulunmaz.

7. Yazı ya da süslemede ezme altın klasik yöntemle hazırlanarak kullanılır. Sonradan zer-mühre (ucu kıvrık, havan tokmağı gibi araç) kullanılarak, sürülen altın parlatılır.

Türk Cilt Sanatı Diğer Özellikler

Bunlardan başka, Türk ciltlerinin, çeşitlerine göre değişen bazı özellikleri de vardır. Sözgelimi, deri ciltler üstündeki süslemeler ikiye ayrılır. Dış kapaktakiler; iç kapaktakiler. Bazı ciltlerde, iç kapakta traş edilmiş deri, süsleme yapılmadan önce düz olarak yapıştırılır. Ayrıca, özellikle 15. yy’dan başlayarak katı denilen süsleme, şemse ya da şemse köşebent kompozisyonu biçiminde yer alır. Az olmakla birlikte, iç kapakta kabartma tarzı, halkari ve zerefşan adı verilen süsleme türlerine de raslanır. Bu türlerin yanı sıra, motiflerin yapım yöntemlerine göre adlandırılan ciltler de vardır. Deri kapaklar üstünde, ezme altın yaldız elle işleyerek yapılanlar “yazma cilt”, motiflerin kalıpla basılarak kabartma olarak çıkarıldığı ciltlerse “gömme cilt”diye adlandırılır.

Gömme ciltlerde, kapaklar hazırlanırken, önce kalıpların tersinden dış kenarlar kap kartonuna çizilir. Uç bölümleri kalıbın kenar kavislerine göre değişik biçimlerde dövülüp, bilenerek bıçak haline getirilmiş çivilerle oyulur. Kapak kalınlığını oluşturan alt karton yapıştırılıp üstü deri kaplanır. Oyulmuş bölümlere kalıplar basılınca, negatif boşluklardan oluşan motifler, deri üstüne kabartma olarak çıkar.

Klasik Türk cildinde, çeşitli el sanatlarının değişik örnekleri de bir arada görülebilir. Türk el sanatlarından başlıcalan sayılan tezhip, nakış, deri traşlama, murakkaa, hak (elle yazı ya da oyarak yapılan süsleme), hat (elle süslü yazı yazma sanatı) ve ebru sanatları, klasik bir ciltte, bir arada ve büyük bir uyum içinde yer alabilir. Türk el sanatlarında olduğu gibi Türk ciltçiliği de zamanla gerilemeye başlamış (bunda makineleşmenin rolü büyüktür), ucuz ve seri üretim yüzünden, elde yapılan ciltçilik sönmeye yüz tutmuştur.