ana sayfa » SANAT TARİHİ » Vitray Sanatı Nedir? Tarihçesi ve Örnekler

Vitray Sanatı Nedir? Tarihçesi ve Örnekler

Vitray Sanatı

Vitray, renkli cam parçalarının genellikle bir motif oluşturacak biçimde, birbirine bağlı kurşundan bölmelere yerleştirilmesiyle oluşturulan ve daha çok tapınaklarda kullanılan yarı saydam pencere süslemelerine verilen addır.

Château-Landon Kilisesi
Château-Landon Kilisesi

ESKİÇAĞ, ÖNROMAN VE ROMAN DÖNEMİ

Hıristiyan Latin ozanı Prudentius (348-415’e doğru), yaşadığı dönemde Roma’daki bir kiliseyi süsleyen “vitraylar”dan söz etmiş, bir başkası VI. yy’da İstanbuldaki Ayasoyfa Kilisesi’ne takılan renkli camları anlatmıştır. Tertullianus da yazılarında “vitraylı” paleohristiyan bazilikalarına değinmiştir. Bütün bunlardan, renkli camların Eskiçağda da kullanıldığı anlaşılmaktadır.

Roma’da, Selanik’te yapılan arkeoloji araştırmaları sırasında ortaya çıkarılan parçalar da zaten aynı şeyi düşündürür.

Önroman döneminin en eski vitraylarının, Château-Landon Kilisesi’nin (Seine-et-Marne) mahzenlerinde bulunanlara benzer, tahta çerçeveler içine oturtulmuş cam parçalarından oluşturulduğu sanılır.

Figüratif süslemeli vitrayların Karolenjler dönemi ürünü olduğu hemen hemen kesinleşmiştir. Çünkü rahip Theophile’nin elkitabından (Schedula) öğrenildiğine göre, o çağda Roman camcılarının uyguladıkları teknikler son derece ilerlemişti. Günümüze kadar gelebilen en eski kalıntılardan, XII. yy. başlarında cam ustalarının sanatsal tekniklerinin ulaştıkları düzey anlaşılmaktadır. Roman vitraylarının temel özelliği, insan figürlerinin kaskatı kesilmiş olması, aydınlık mavilerin egemenliği, kırmızının az kullanılması ve sarının “gölgeli” tonudur.

XII. yy. ortalarına doğru biri Ren bölgesinde, öbürü Ile-de-France’da olmak üzere, iki ayrı süsleme sistemine bağlı olarak iki üslubun geliştiği düşünülmektedir. Vitrayın tümünü kaplayan tek tek figürler (Ausburg Katedrali’nin peygamber figürleri,1140-1150) ya da üst üste yerleştirilmiş madalyonlara dağıtılmış sahneler (Saint-Denis Kilisesi mihrabının kalıntıları, 1140-1150). Châlons-sur-Marne’daki vitraylar, sonradan dokunulmamış en eski kalıntıların örnekleridir; bunlara XII. yy’ın ikinci yarısında, 1160-1170 arasında yapılmış bulunan Chartres vitraylarını, Poitiers, Mans ve Angers vitraylarını eklemek gerekir; İngiltere’de ise Canterbury Katedral’inin 1180-1300 yıllarında monte edilen vitrayları dikkati çekmektedir.

GOTİK ÜSLUP

XIII. yy’da binalarda boşlukları çoğaltan gotik mimari üslubu vitray sanatının gelişmesine yol açtı; bu sanata yüzyılın ilk yarısında Chartres atölyeleri egemen oldu. Yeni katedralin 1200’e doğru takılmaya başlanan vitrayları rahip Suger zamanında Saint-Denis’de uygulanan ve o dönemden başlayarak Chartres’a ulaşan sanatla doğrudan ilişkili görülmektedir; katedralin batı cephesinde bulunan ve 1194 yangınından kurtulmuş olan üç vitray bunun kanıtıdır. Madalyonlara bölünmüş kompozisyonlar yalın, çarpıcı renklerin bitiştirilmesi, ışıklı mavilerin görkemi ve kırmızı uyumları bu Chartres üslubunun belirgin özellikleridir. XIII.yy’ın ikinci yarısında, Paris atölyelerinin çalışmaları giderek ağır basmaya başladı.

Sainte-Chapelle
Sainte-Chapelle

Yeni çözüm, on beş vitrayı 1248’e doğru tamamlanmış bulunan Sainte-Chapelle’de görüldü: Yüksek pencereler artık çeşitli bölümlere ayrılıyordu: Sainte-Chapelle’in “cılız” kenar süsleri ve Paris’teki Notre-Dame Kilisesi’nin “gülleri” ile ortaya çıkan üslup Fransa’nın hemen her yanında yinelendi (Tours, Mans ve Angers Kiliselerinin koro yerleri). XIII.yy. sonlarında giderek genişleyen alanlar için yeni bir düzenleme biçimi ortaya çıktı; XIV. yy’da daha da geliştirildi. Renk renk insan figürleri ve madalyonlar önce kenarlardan, sonra da fondan belirgin biçimde ayrıldı, bu etkiyi elde etmek için renksiz camların yüzeyi grizayla boyandı. Auxerre ve Lyon Katedrallerinin yüksek pencereleri bunun güzel bir örneğini oluşturur; Troyes’daki Saint-Urbin Kilisesi’nde tek renk grizaylı bir fon üstünde tek bir madalyona rastlanır; bu çözüm giderek yaygınlaşmıştır.

SICAK RENKLERE DÖNÜŞ

XIV. yy’da vitray sanatına çeşitli yenilikler getirildi. Haddehanede yapılan, çekilip uzatılan kurşunlar daha da inceldi, böylelikle o zamana kadar kullanılmayan incelikte camlar kullanılmaya başlandı. Tarihten sahneler canlandıran madalyonların yerini mimari çerçeveler içinde, birbirinden ayrı uzun figürler aldı. XIV. yy. ortalarına doğru yaygınlaşan bu soğuk ama seçkin yeni üslubun en güzel örnekleri Normandiya’dadır. XV. yy’da vitray sanatına kesin bir evrim geldi; sıcak renklere geri dönüldü.

Astarlı camların bulunması, giderek daha çeşitli biçimlerde renklendirilen (Bourges Katedrali) dekorlara yepyeni bir görkem kattı. Ama şövale resminin etkisi de kendini duyurmaya başlamıştı. Sonuçta, XV. yy’ın ikinci yarısında ve XVI.yy’ın başlangıcında, sıcak renklerde bir yenilenme görüldü. Gene aynı etkiyle öykülü vitray yeniden ortaya çıktı, ancak bu kez motifler birbirlerine değişik biçimde bağlanıyordu. Küçük insan figürleri artık madalyonların içinde üst üste yerleştirilmiyordu.

XV. yy’ın sonunda, ressamlar gibi vitray ustaları da mimarinin zorunlu çerçevelerinden sıyrılmaya çalıştılar. Jacques Coeur’ün Bourges Katedrali’ ne armağan ettiği Tebşir vitrayı ve Moulins’deki meleklerle çevrili Meryem vitrayı bu sanatın giderek resmin bir kopyası olma yoluna girişinin kanıtıdır.

RÖNESANS

XVI. yy’da vitrayın resme bağımlılığı daha da arttı, gerçek vitray sanatındaki gerileme hızlandı, konular giderek dindar havasını yitirdi. Vitray ustaları (Beauvais’de Engrand Le Prince, Rouen’de Van Ort, Auch’da Arnaud de Moles) Rönesans sanatının süsleme alanındaki yeniliklerini benimsediler. Bitkili süslemeler ve peyzaj büyük önem kazandı.

XVII. – XX. YÜZYILLAR: GERİLEME VE YENİLENME

XVII.-XVIII. yy’larda mimari üslubu vitray kullanımına elverişli değildi. Bu yüzden söz konusu süsleme öğesi unutuldu. Ama romantik çağ, Ortaçağ merakıyla birlikte vitrayları da geri getirdi. Bu yenilenme hareketi İngiltere’den doğdu; önce, önraffaellocu ressamlar olan Walter Crane, William Morris, Christopher Wall eski cam sanatı geleneklerini canlandırdılar. Fransa’da cam ustalığı çoktan unutulmuştu, yeni baştan keşfedilmesi gerekti. Viollet-le-Duc, akılcı çözümlemesiyle, Ortaçağ’daki sanat yapılarının büyüklüğünü sağlayan yasaları yeni baştan keşfetti.

Fernand Leger
Fernand Leger’in Vitray Örneği

Gerente ve Oudinot’nun (Viollet-le-Duc’ün çalışma arkadaşları), Coffetier ve Lusson’un çabalarıyla geleneksel teknik yöntemleri (cam kitlesinin kesilmesi, kurşunlama işlemlerinin hesabı) yeniden bulup ortaya çıkarmaya çalışan bir Fransız vitray okulu oluştu, sonra XX. yy’ın başlarında, Fransa’da Merson, Grasset ve Besnard, Hollanda’da Toorop ve Thorn-Prikker modern style estetiği çerçevesinde vitray kullanımının olanaklarını keşfettiler.

Bauhaus mimarlarının araştırmaları sonunda vitrayı betona gömme yöntemi oluşturuldu; rahip Couturier’nin kutsal sanatta bir yenilenme hareketi geliştirmeye çalıştığı bir sırada, birçok modern sanatçı ( Audincourt’da Fernand Leger ve Bazaine’nin cam atölyeleri) bu yöntemi benimsediler. Çağdaş vitray sanatının en güzel örneklerini Roualt, Braque, Jacques Villon, Matisse, Manessier ve Chagall yarattılar.

VİTRAY TEKNİĞİ

Vitray doğal büyüklüğünde çizilip boyanmış bir modelden (karton) yararlanarak yapılır. Bu kompozisyon önce sert bir kağıda kopya edilir, böylelikle, bütün değişik renklerdeki öğeleri kalibreler ya da mastarlar denen parçalar halinde kesilip hazırlanır. Bu mastarlar aynı renklerdeki camlar üstüne yapıştırılır (vitraylık camlar daha yapılırken, hamur halindeyken silis ergime noktasına geldiğinde maden oksitleri katılarak boyanır), çevreleri kızgın bir demir ya da elmasla kesilerek, vitrayı oluşturacak renkli cam parçaları elde edilir.

Parçalar ilk kez karton üstüne, yatay bir yüzeyde bir araya getirilir, henüz bunları birbirlerine bağlayacak çubuklara mıhlanmamışlardır. Bu iğreti birleştirme sırasında, kartonun tüm ayrıntıları, gölgeleri, modelleri cama aktarılır. Sonra özgün desendeki bu gölgeler ve modeller, bir resim fırçasıyla camın üstünde camlaşabilir bir boyayla boyanır (bu boya XIV. yy’a kadar siyah ve kahverengi olmak üzere iki tonda kullanılmıştır); ardından camlar pek sıcak olmayan (500-700°C) bir fırında pişirilerek boyanın yumuşamış cam kütlesi içine işlemesi sağlanır. Sonra sıra kurşunla mıhlama işlemine gelir: Kurşun çubukların yuvaları camların üstüne çekiçle oturtulur, ağın tümü kalay akıtılarak lehimlenir.

Vitrayların tarihi, montaj tekniklerinin evrimi göz önüne alınarak saptanır: En eski vitrayların kurşunları o zamanlar eritildikten sonra rendeyle biçimlendirildiklerinden, çok kalındır, camların kalınlığı da buna bağlıdır. XII. yy’da kurşunlar lehimlenmeye başlamıştı bile, ama XVI. yy’a kadar bütünün sağlam olması için panoları, demir çubuklar ve saçtan şeritler arasına yerleştiriliyordu. Bu şeritlerin zıvana dilleri arasına sıkıştırılan küçük kama çiviler vitrayın gevşemesini engelliyordu.