Afiş Nedir Nasıl Yapılır? | Tarihçesi

Afiş Nedir Nasıl Yapılır? | Tarihçesi

By editor

Posted in | Tags : , , ,

Afiş Nedir Nasıl Yapılır? | Tarihçesi

Afiş bilgi verme, propaganda ya da reklam amacıyla kullanılan ve resimli ya da resimsiz bir metin içeren, kâğıttan ya da kumaştan yapılmış duvar ilanı anlamında kullanılmaktadır. Günümüzdeki anlamıyla afiş sanatı çok yeni olmakla birlikte Eskiçağ’da kullanılmaya başlanmıştır. Eski Yunanlılar halka açıklamak istediklerini, tahta tabletlere (aksonîlar) kazıyorlardı; Romalılar da, gösteri programlarını ve ticaretle ilgili bilgileri yazdıkları kireçle beyazlatılmış duvar panolarını (album) bulmuşlardı. Matbaanın bulunmasıyla ortaya çıkan kâğıt afiş, önceleri resmi haberler için kullanıldı. İngiltere’de Salisbury Banyoları’nı tanıtmak için basılan afiş (1480) ile Fransa’ da Notre Dame de Paris’nin bağışlanması için basılan renkli afiş (1489) ilk reklâm afişleri oldular. XVII. yy’da tiyatro gösterilerinin afişleri yapılmaya başlandı.

1772’de Fransa’da ticaret amaçlı afişler öylesine yaygınlaşmıştı ki bu mesleğin düzene sokulmasına karar verildi ve üyelerinin okuma yazma bilmesi koşulu konulan kırk kişilik bir Afişçiler Birliği kuruldu. Birlik, özellikle 1830’dan sonra taş baskısının (litografya) kullanılmasıyla gelişti (taş baskı tekniğini bu alanda ilk olarak Lalance kullandı). Daumier, Gavarni, Gustave Doré, modern afiş sanatının (o dönemde henüz siyah beyaz çalışılmaktaydı) öncüleri oldular.

AFİŞİN ROLÜ VE İŞLEVLERİ

Toulouse Lautrec Jane Avril

Toulouse Lautrec, Jane Avril, 1893

Afişler başlıca iki kategoriye ayrılmaktadır. Bir ürünün satışını artırmak için kullanılan reklâm ve ticaret afişleri; çeşitli bilgileri, olayları, düşünceleri ve öğretileri yaymak için kullanılan resmî haber ve propaganda afişleri. Her iki afiş türü de, halkı etkileyebilmek ve yönlendirebilmek için, beğenisini kazanmak zorundadır. Afiş, kendisine yön veren belirli amaçları yerine getirmesi açısından önemli bir toplumsal rol oynar. Halkın girip çıktığı yerlere, duvarlara, sokaklara, garlara, yol kenarlarına asılan afişler günlük yaşamımıza girmiştir. Özellikle kentlerde, çevre düzenlemesine gerçek bir üslup kazandırmıştır. Afiş, kitle ve bireyler üstünde ideolojik ve estetik bir bakış yaratır; beğenilen alışkanlıkları düşünce biçimini yönlendirmesi açısından da, moda alanında belirleyici bir etmendir. Böylece afiş, gerek estetik düzlemde, gerek insan davranışlarını etkileme düzleminde önemli rol oynar.

Resim ve grafik tekniklerine özgü görsel bir dil kullanan bu toplum bildirişim aracında, ruh bilimciler tarafından özenle incelenmiş belirli teknik ve estetik nitelikler aranır. Afişin başarısı, vuruculuğuna, inandırma gücüne ve okunma kolaylığına bağlıdır. Bir afişin, insan belleğinin bir anda kavrayabileceği, çarpıcı görüntüsüyle kendini kabul ettirecek “görsel bir slogan” içermesi gerekir. Başarısı, düzenleniş biçimine, görüntünün yalınlığına ve az sayıda sözcüğün en iyi biçimde kullanılmasına bağlıdır. Beklenilen ilginin özellikle renklerin uygun biçimde seçilmesiyle sağlanır. Afişin grafik bölümünü, estetik değerlendirmelere başvurmadan incelemek çok güç hatta olanaksızdır (Toulouse-Loutrec‘in yapıtları kimin tarafından çekildiği bilinmeyen bir fotoğrafa tercih edilebileceği gibi, bunun karşıtı da geçerlidir). Ama, bir reklam afişi ele alındığında, sanatsal yaklaşım açısından başarılı olmasını sağlayan yöntemler ortaya konulabilir.

Yöntemler

Söz konusu yöntemlerden bazıları Elen’in L’Affiche, signes, fonctions (Afiş, Göstergeler, İşlevler) adlı yapıtındaki tanımlamalara başvurularak şöyle sıralanabilir: Görsel-dilsel karşılaştırma (Sözgelimi, bir çiçek resmi, sunulan metne dayanılarak bir güzellik ürünüyle bağdaştırılır). Görsel-dilsel benzeşme (sunulan resim ile metnin ortaya koymak istediği arasında gizli bir bağıntı vardır). Görsel birleştirme (iki resim birleşerek, kaynaşarak bir üçüncü resim, bir ”süper resim” oluştururlar). Lüks maddeleri özel sözcüklerle belirtme (Sözgelimi bir parfüm şişesi resminin çizilmesi ve yalnızca bu parfümün markasının belirtilmesi) vb. Bu arada, iki söz sanatı tekniği de önemlidir: Görsel ya da dilsel açıdan abartma ve eğretileme (Sözgelimi “12 000 kez büyütülmüş bir bezelye”). Tanıtılacak ürünün resminin güzel ya da doğal bir şeyin yerine geçmesi ya da bunun tersi: Sözgelimi, yün yerine kadın saçları, soğuk bir içecek yerine bir dağ buzulu resmi konması; vb.

Afiş Teknikleri

Afişçilikte çok değişik teknikler kullanılabilir: Desen; grafik; yapıştırma; fotoğraf; fotogravür; fotoğrafçılıkta kullanılan teknikler. Yalnızca afiş sanatına özgü bir teknik ya da üslup yoktur. Afişi tasarlayan sanatçı, her tasarımında kendini değişik amaçların gerektirdiği değişik niteliklere göre yönlendirir. Karmaşıklığından ötürü görüntüyü algılayan kişinin yoruma etkin bir biçimde katılmasını gerektiren gerçeküstücü üslup, geometrik biçimler ve soyutlama, afiş sanatı açısından başarılı sonuçlar yaratmış, ama belli bir uzama serbestçe yansıtılmış figüratif biçimler dinamik durumlarından ötürü, her zaman daha etkili olmuşlardır. Tekdüzelik ve basma kalıpçılık, afişçilikte kaçınılması gereken tehlikelerdir.

AFİŞİN GELİŞMESİ

Quinquina-Dubonnet-1895-Jules-Cheret

Quinquina Dubonnet, 1895, Jules Cheret

XIX. yy. sonlarından bu yana uygulanan bütün üsluplar, afiş sanatının zenginleşmesine katkıda bulunmuştur. Renkli afişin yaratıcısı Jules Chéret‘nin (Fransa), Valentino Balosu (1869) renkli taş baskının ilk olarak kullanıldığı afiştir. İngiltere’deyse, renk kullanımı 1890’den sonra ünlü Beggarstaff Kardeşler’in afişleriyle yaygınlaşmıştır. İngiliz afiş sanatında üslup Chéret’nin anlatımcılığından bütünüyle farklıdır. Gerçekten, İngiliz afiş sanatının başlıca özelliği duygusallık ve fotoğraf gerçekçiliğidir. Afişçilik kısa zamanda gerek halk, gerek sanatçılar tarafından yeni bir sanatsal anlatım olarak görülmüş, Bonnard, Steinlen, Valloton, Ibels, Willette, Eugêne Grasset gibi ünlü ressamlar ve desinatörler Toulouse-Lautrec ile birlikte, modern afiş dilini yaratmışlardır. Renklerdeki karşıtlıklar; büyük renkli alanlar; metin-resim ilişkilerinde denge; donuk zeminler; desenin değişik üsluplarla işlenmesi.

Japon estampları da, birçok ülkede benimsenmiş olan anlatımcı Fransız afiş sanatının gelişmesinde büyük ölçüde etkili olmuşlardır. Sarah Bernhardt’ın özel afişçisi Mucha‘nın yapıtları, “art noveau“nun özelliklerini taşır. Sonradan bu yapıtları örnek alan birçok afiş yapılmıştır. Birinci Dünya savaşı döneminde, bütün ülkelerde aşağı yukarı birbirine benzeyen anlatımcı bir üslup doğmuştur. Ama zengin ve geniş afiş üretimi içinde, Fransız Forain ile Ingiliz Paul Nash ve Nevinson’un doğrudan doğruya edebiyattan kaynaklanan afişlerini ayırt etmek gerekir.

İki dünya savaşı arasındaki dönem, özellikle Fransa’da, afiş sanatının en parlak dönemi sayılabilir. O dönemde, afiş en yüksek etkinliğine ulaşmış, sanatın ve sanat tekniğinin bütün olanaklarından yararlanılmış, kübizm, soyut geometrik biçimler kullanımı, üsluplaştırına ve yapıştırma teknikleri, afiş sanatçıları tarafından büyük bir ustalıkla kaynaştırılmıştır. Söz konusu sanatçılar arasında özellikle, ”her şeyin dönüp dolaşıp yazıya geldiğini” ileri süren Cassandre, “görsel slogan”ı arayan Cappiello ve Hervé Morvan sayılabilir.

1945’ten bu yana, afişçilerin bazıları yalınlaştırılmış bir grafik üsluba, bazıları da kaba bir anlatımcılığa yönelmişlerdir (Paul Colin’in portre afişleri bu tür anlatımcılığın en belirgin örneğidir). Bununla birlikte, A.B.D. afişçiliğinin tek örneğe indirgenmiş klişeleri de, Avrupa afişçiliğini etkileyerek büyük ölçüde tekdüzeliğe düşmesine neden olmuşlardır.



PROPAGANDA AFİŞİ

Propaganda afişleri çeşitli kampanyalarda (Kızılay, alkolle savaş, aşırı hızla savaşım, vb.) ya da siyasal öğreti ve kurumların yaygınlaştırılması için kullanılır, hiçbir zaman yalnızca bilgi verme amacıyla yapılmazlar. Sözgelimi, üretim eğrilerini ya da stahanovcuların adlarını gösteren Sovyet afişleri, işçiler arasında rekabet yaratmayı amaçlar. Çin’de Mao’nun dev posterleri, S.S.C.B’nde Marx’ın, Lenin’in ve komünist partisi yöneticilerinin posterleri, halka yalnızca bu kişilerin yüzlerini tanıtmakla kalmaz aynı zamanda ideolojik etkide de bulunur. XIX. yy’da Fransa’da, 1848 ve 1870 yıllarındaki durumu günü gününe yorumlayan şu ya da bu partinin katılma çağrısıyla biten afişler, “siyasal ve devrimci duvar afişleri” adıyla bir araya getirilmiştir.

Propaganda afişi her zaman buyurucu niteliktedir. Buna karşılık reklam afişlerinde buyurucu bir dil kullanılmaz. Clyde Miller The Process of Persuasion (İkna Etme Süreci) adlı yapıtında ikna etme yöntemlerinin dökümünü yapmıştır: Buyruk verme; dolaylı tehdit; bir gizi açığa vurma; simgesel telkin (gamalı haç, orak-çekiç, yumruk, vb.). Resmin hemen her zaman ikinci plana itildiği propaganda afişleri arasında, sanat değeri taşıyanlar çok azdır. Ama İspanya savaşı sırasında Katalan ressamların çizdiği afişler ile Lissitzki‘nin Rus devrimi afişleri bu yargının dışında kalır

TÜRKİYE’DE AFİŞ SANATI

İhap Hulusi, Aygaz Reklamı

Türk afişçiliğinin Cumhuriyet öncesi döneme kadar uzandığını gösteren bazı belgeler vardır. O dönemde daha çok, toplumu çeşitli kuruluşlara yardıma çağıran afişler (Sözgelimi donanmaya yardım çağrısı) yapılmıştır. Balkan savaşından sonra toplumu yetimlere yardıma çağıran yalnızca yazıyla hazırlanmış taş baskı afişlerin kahvelere, Ferah tiyatrosu için yapılmış gene taş baskı afişlerin de tiyatro kapısına asıldığı bilinmektedir. Ayrıca, harf devriminden önce, Darülbedayi için de eski harflerle bir afiş yapılmıştır. Bu arada, Batı’dan getirilen bazı afişler kullanılmış, Fransız bisküvileri, İsviçre çikolataları, ilaç ve giyim gibi bazı ürünler için yapılmış bu afişler, s0kaklardan çok dükkanların içlerine asılmıştır.

Türk afiş sanatının gerçek temelleri 1925 yılından sonra, İhap Hulûsi Görey‘in çalışmalarıyla atılmaya başlandı. Almanya’da öğrenim gördükten sonra 1925’te Türkiye’ye dönen İhap Hulûsi, Türk afiş sanatının kurucusu sayılır. Ludwig Hohlwein’ın etkisi görülen afişlerinde, genellikle fotoğraflardan yararlanarak, bir iki rengin tonlarıyla gerçekçi anlayışta çalışmış ve uzun yıllar bu sanat dalının tek kişisi olmuş ayrıca Türkiye’de ilk kişisel afiş sergisini de açmıştır (1923).

1927 yılında Güzel Sanatlar Akademisi’nde Weber adlı eğiticinin yönetiminde açılan afiş atölyesinin başına 1932’de, resim eğitimini Paris’te tamamladıktan sonra yurda dönen Mithat Özar getirilmiş, 1940 yılına kadar bu görevde kalan Mithat Özar, ilk Türk afiş eğiticisi olmuştur. Uzun yıllar Almanya’da Ufa ve Tobis adlı film kuruluşlarına gerçekçi bir anlayışta, çok ustaca resimlenmiş afişler yapan Kenan Temizan’sa Türkiye’de pek afiş üretmemiştir.

1950 yıllarına kadar İhap Hulûsi Türkiye’de en çok afiş yapan sanatçı olmuştur. 1950 yıllarında Selçuk Önal, Mesut Manioğlu, Fikret Akgün çalışmalarıyla ilgi çekmeye başladılar. O dönemlerde en çok afiş üretilen sanayi dalı olan sinemada Selçuk Önal başarılı afişler yaptı. Aynı yıllarda Mesut Manioğlu, fırça oyunlarına girmeden, yalın ve dolaysız anlatıma yönelerek, dönemin Batı anlayışına uygun afişler ürettiler (Selçuk Önal ve Mesut Manioğlu’nun afişleri bildiriyi sunma, renk, düşünce, düzenleme ve biçimleme açılarından İhap Hulûsi’nin afişlerinden çok farklı ve o döneme göre daha çağdaş yapıtlardı).

1960 VE SONRASI

Mengü Ertel, Keşanlı Ali Destanı Afişi

Mengü Ertel, Keşanlı Ali Destanı Afişi

1960 yıllarında, duvarlarda daha renkli zaman zaman soyut resim aşamasına varan zeminlerin kullanıldığı afişler görülmeye başlandı: Güzel Sanatlar Akademisi’ni bitirdikten sonra, Paris’te 5 yıl Paul Colin’in atölyesinde çalışarak 1958’de yurda dönen Fikret Akgün‘ün bu afişleri, baskı tekniğinin gelişmiş olması sayesinde ortaya konmuştu. Daha önceki yıllarda da afiş yapmalarına karşın, Yurdaer Altıntaş ve Mengü Ertel, özellikle 1960 yılından sonra afiş sanatında etkili olmaya başladılar. Daha çok tiyatro afişi gerçekleştiren bu iki sanatçıdan Yurdaer Altıntaş, büyük lekelerden oluşan ve içeriğe önem veren çarpıcı afişler yaptı. Ocak 1964’te Türk Alman Kültür Merkezi’nde açılan sergi büyük ilgi gördü ve belki de ilk kez Türk sanat dergilerinde afişten söz edilmeye başlandı. Daha sonra, Mengü Ertel, yurt içinde ve dışında açtığı sergilerle, Türk afiş sanatının gelişmesine katkıda bulundu.

Mengü Ertel’in uygulanmış afişleri ile sergiler için yaptığı uygulanmamış afişleri arasında ayrılıklar görülür. Sergiler için yapmış olduğu tiyatro afişlerinde genellikle yalnızca yazarın ve oyunun adı vardır. Tiyatro yönetmen, dekoratör, hattâ oyun türüyle ilgili hiçbir şeye rastlanmaz. Geçmiş dönemdeki afiş sanatçılarımızın yapıtlarında kullandıkları yazılar hep kalıplaşmış yazılardır. Genellikle, konuya uyabilecek özgün yazılara rastlanmaz. 1960 sonrasında afişlerde boyut değişiklikleri görülmüş, o yıllara kadar en çok 70 x 100 cm boyutunda yapılan afişler sonradan 100 x 140 cm gibi daha büyük boyutlarda ele alınmıştır. Günümüzdeyse çok daha büyük ve değişik boyutlarda afişler yapılmaktadır. Resim fotoğrafçılığının gelişmeye başlaması, afişlerde de fotoğrafın ağırlık kazanmasına yol açmaktadır. Bu tekniğinin gelişmesinin yam sıra afiş için gerekli her türlü malzemeler ve tekniğin varlığı da eskiye oranla afiş sanatçısına büyük olanaklar sağlamaktadır.

Grafik sanatların öbür dalları 1970 öncesinde pek etkin olmadığından sözünü ettiğimiz sanatçılar, grafik sanatların hemen her dalında ürün vermelerine karşın, afiş sanatçısı olarak ün yapmışlardır. Sait Maden, Erkal Yavi, Aydın Erkmen, Turgay Betil (öl. İstanbul 1992), Sadık Karamustafa, Bülent Erkmen gibi grafik sanatçıları da afiş sanatının gelişmesine önemli katkılar sağlamışlardır.

Share this story

btt